Marlène Dietrich’in Dünyadaki Evlerine Dair Bir Bakış
Berlin’den Montaigne Caddesi’ne kadar Marlène Dietrich’in adresleri, metamorfözlerle dolu bir yaşamı anlatır. Dairelerinin sade cephelerinin ardında, Hollywood’un villaları ve sığınak hâline gelen otel odalarının perde arkasında, iç mekânların mahremiyetine kadar imajını her zaman yöneten bir kadının portresi belirginleşir.
Berlin’den Paris’e, bir efsanenin yolculuğu
“İçimde üç var.” Bir gün Marlène Dietrich böyle demişti. “Önce oyuncu. Sonra kadın. Üçüncü olarak olduğum hâl ise bana ait olmayan bir şeydir: efsane.” Bu söz, Alain Bosquet’in Marlène Dietrich, un amour par téléphone adlı kitabında aktarılır ve muhtemelen herhangi bir biyografiden daha iyi, Hollywood ikonu, şarkıcı, direnişçi ve yaşayan efsane olan kadının varoluşunu özetler.
Berlin’deki İlk Yıllar
Hollywood’dan çok önce Travis Banton’ın tasarladığı elbiseler ya da Josef von Sternberg’in heykelsi ışıklarıyla, Berlin vardı. Marie Magdalene Dietrich 1901 yılında, o dönemin hâlen sakin olan Schöneberg semtinde, Prusya burjuvazisine mensup bir ailenin içinde dünyaya geldi. Babası polis memuru, annesi ise mücevherci bir ailenin ferdi. Aile dairesi, hâlâ imparatorluk Almanya’sını simgeleyen bir ortamı yansıtıyordu: ağır mobilyalar, günlük disiplin, sıkı eğitim.
Bu disiplin tüm varlığını sarmıştı. Yıllar sonra Dietrich, bu Prusya eğitiminden ona çalışma ve mükemmeliyet duygusunu öğrettiğini açıklayacağını ve onunla çalışan tüm yönetmenlerin da bu nitelikleri vurgulayacağını ifade edecekti.
