İstanbul’da bir belediye iştirakinin yönettiği sosyal konutta kalan bir emekli kadın, daireyi yılın büyük bölümünde boş bıraktığı gerekçesiyle tahliye kararıyla karşı karşıya kaldı. Komşusunun “iki yıldır görmedim” ifadesi ve yapılan tespitler, dairenin fiilen kullanılmadığını ortaya koydu. Dosya, sosyal konutların kime ve nasıl tahsis edilmesi gerektiğine dair hassas bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Kurum, sözleşmede yer alan “yılda en az sekiz ay fiili ikamet” şartının açıkça ihlâl edildiğini savunuyor. Emekli kiracının kendi beyanları da dairede yalnızca zaman zaman kaldığını gösteriyor ve bu durum, konutun bir “ikinci adres” gibi kullanıldığı iddiasını güçlendiriyor. Savunma tarafı ise iddiaları reddediyor ve kurumun daireyi rehabilite etmek için geri almak istediğini, müvekkiline eşdeğer bir konut önerilmediğini söylüyor.
Hayalet daireye dönüşen sosyal konut
Belediye yetkilileri, icra memurlarıyla yapılan tespitlerde buzdolabının fişinin çekili olduğunu, tuvalet ve mutfak izlerinin uzun süredir kullanıma işaret etmediğini kayda geçirdi. Elektrik ve su sayaçlarında “çok düşük” tüketim, posta kutusundaki birikmiş zarf ve komşuların ifadeleri de dosyaya eklendi. Bu somut bulgular, kira sözleşmesinin “fiili ikamet” şartı açısından belirleyici sayılıyor.
Kiracı, emekli olduktan sonra çocuklarının yanına taşındığını, İstanbul’daki daireyi ise “şehirde bir bağ tutmak” için koruduğunu söylüyor. Avukatı, “Müvekkilim konutu izinsiz kiralamadı, satmadı; yalnızca daha seyrek kullandı” diyerek, kurumun eşdeğer koşullarda bir reşit alternatif sunması gerektiğini vurguluyor.
Mahkeme ise farklı bir değerlendirme yaptı. Sosyal konutların “kalıcı ve düzenli ikamet” amacıyla tahsis edildiğini belirterek, iki ay yerine on beş gün içinde tahliye kararı verdi. Karar, benzer durumlarda caydırıcı bir işaret olarak yorumlandı ve sosyal konut sisteminde boşluk bırakılmaması gerektiğinin altı çizildi.
- Buzdolabının uzun süre kapalı olması bir “fiilen kullanılmıyor” göstergesi sayıldı.
- Su ve elektrik tüketiminin düşük seyri “devamlı ikamet” şüphesini artırdı.
- Tuvaletin kuru olması ve mutfak izlerinin yokluğu “seyrek kullanım” kanıtı oldu.
- Komşu beyanları ve posta birikimi “uzun süreli yokluk” lehine değerlendirildi.
Kötüye kullanım sistemi zedeliyor
İstanbul’da sosyal konuta yönelik talep, ekonomik dalgalanmalar ve kiralardaki artış nedeniyle yıllardır yüksek. Belediye kayıtlarına göre her yeni proje duyurusunda binlerce başvuru, sınırlı sayıda daire için yarışıyor. Bu tabloda, bir konutun ikinci ev olarak tutulması ya da turistik amaçlarla dönüştürülmesi, sistemi tümüyle yaralıyor.
Geçmişte bazı kiracıların, sözleşmeye aykırı altkiralama ya da kısa süreli turistik kiralama ile aylık birkaç on bin TL gelir elde ettiği iddia edilmiş, tespit edilen vakalarda sözleşmeler feshedilmişti. Kurumlar, “her boş kalan daire, bekleyen bir aileyi daha mağdur ediyor” diyerek katı denetim ve hızlı işlem politikasını savunuyor. Uzmanlara göre, net kuralların ve şeffaf denetimin olmadığı bir ortamda sosyal konutlar asli amacından sapabiliyor.
Bir kurum yetkilisi, “Bu daire birinin evi olmak zorunda; depoda tutulan bir eşya gibi saklanamaz” sözleriyle yaklaşımı özetledi. Bu anlayış, kamu kaynağıyla üretilen her metrekarenin, düzenli yaşama açılması gerektiği fikrine dayanıyor.
Sertlik nereye kadar?
Öte yandan, her dosyanın ardında kişisel bir hikâye bulunuyor. Emekli kiracının “torunlar İstanbul’a geldiğinde yakın olmak için” evi tuttuğunu söylemesi, karara insani bir gölge düşürüyor. Hukuk, duygulara kapı aralasa da sözleşme ve kamu yararı dengesinde hakimin takdir alanı sınırlı kalıyor.
Avukat, “Müvekkilimin yaşı ve geliri dikkate alınarak makul bir geçiş süresi ve eşdeğer bir daire sağlanmalıydı” diyerek, karara itiraz için üst mahkemeye gideceklerini duyurdu. Kurum cephesi ise “tüm taraflara eşit mesafede” olduklarını, bekleme listesindeki dezavantajlı ailelerin haklarını korumak zorunda bulunduklarını söylüyor.
Toplumsal uzlaşı noktasında üç başlık öne çıkıyor:
- Kısa ve net kurallarla fiili ikamet şartının açıkça tanımlanması.
- Düzenli denetim ve objektif kriterlerle karar alınması.
- İtiraz süreçlerinde sosyal destek ve geçiş mekanizmalarının güçlendirilmesi.
Dengeli bir hat
Sosyal konut, ekonomik dalgalanmaların en sert etkilediği kesime nefes alanı açar. Bu nedenle, “ikinci ev” veya “ara sıra uğranan adres” anlayışına karşı kamunun tutumu sertleşirken, insan onurunu gözeten çözümler üretmek de şart. Kısa süreli geçiş konaklamaları, danışmanlık ve ihtiyaç temelli yeniden tahsis, gerilimi azaltabilir.
Nihayetinde mesele, tek tek dosyaların ötesinde bir adalet tartışmasıdır. Her daire ya yaşayan bir yuvadır ya da bekleyen bir aileye kapısını kapalı tutan bir fırsattır. Mahkemelerin hızlı kararları sistemi korumayı hedeflerken, sosyal politikanın görevi kimseyi yolda bırakmamaktır. Bu dosya da bize, kural ve merhamet arasındaki ince çizginin kamusal konutlarda ne kadar hayati olduğunu yeniden hatırlatıyor.